(Beyrut) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı bir açıklamada, Türkiyeli yetkililerin, Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğuna girdiği 2 Ekim 2018 gününden beri kendisinden haber alınamayan tanınmış Suudi gazeteciyi bulmak için yürütülen soruşturmayı derinleştirmeleri gerektiğini belirtti.

Suudi yetkililer gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın konsolosluğun içinde tutulduğunu inkar ettiler, ancak Türkiyeli yetkililer Kaşıkçı’nın binadan ayrıldığına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını söylüyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, eğer Suudi Arabistan Kaşıkçı’yı alıkoyduysa ve bunu kabule yanaşmıyorsa, Kaşıkçı’nın alıkonuluşunun bir zorla kaybedilme vakası olarak değerlendirilmesi gerekir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Ortadoğu Direktörü Sarah Leah Whitson, “eğer Suudi yetkililer Kaşıkçı’yı gizlice alıkoydularsa,  bu durum, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın barışçıl muhaliflere ve karşıt görüşlü kişilere yönelik baskı saltanatında yeni bir tırmanış daha yaşandığı anlamına gelir” dedi ve ekledi: “Kaşıkçı’nın konsolosluktan yalnız başına ayrıldığı ve Suudi görevliler tarafından alıkonulmadığı yönündeki iddialarını kanıt sunarak ispat etme yükü Suudi Arabistana aittir.”

Kaşıkçı Suudi Arabistan’da Arapça ve İngilizce yayın yapan çok sayıda gazetenin yazarı ve Kraliyet ailesinin üyelerinden birinin sahibi olduğu Suudi el Vatan gazetesinde de iki dönem genel yayın yönetmenliği yaptı. Londra merkezli, Arapça yayın yapan ve Suudi Kraliyet ailesinin bir başka üyesinin sahibi olduğu El Hayat gazetesi, 2017 Eylül’ünde Kaşıkçının düzenli olarak yazdığı köşesine son verdi.  Kaşıkçı daha sonra tutuklanmaktan korktuğu için Suudi Arabistan’dan kaçtı. Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’dan kaçışından kısa bir süre sonra Suudi yetkililer onlarca tanınmış muhalifi, aydını, akademisyeni ve din adamını tutukladılar. 

Kaşıkçı 2017 sonlarından itibaren Washington, DC’de çok sayıda siyasi toplantıya katıldı ve Washington Post gazetesinde Suudi Arabistan’ın muhaliflere yönelik baskı politikasını tırmandırmasını eleştiren köşe yazıları kaleme aldı.

Kaşıkçı’nın Türkiye vatandaşı olan nişanlısı, medyaya, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan konsolosluğuna 2 Ekim günü öğleden sonra, evlenmeleri için gerekli belgeleri almak için gittiğini, telefonlarını kendisine bıraktığını ve iki saat içinde geri dönmemesi halinde, durumu yetkililere bildirmesini söylediğini anlattı. Bu Kaşıkçı’nın nişanlısının Kaşıkçı’yı son görüşü olmuş.

3 Ekim günü Suudi hükümetine bağlı haber ajansı aracılılıyla bir açıklama yayınlayan Suudi Arabistan, Kaşıkçı’yı alıkoyduğunu inkar ederek, Suudi konsolosluğunun “Suudi vatandaşı Cemal Kaşıkçı’nın, İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğu binasından çıktıktan sonra kayboluşuyla ilgili medyada çıkan haberleri takip ettiğini” belirtti.

Ancak Reuters’e konuşan Kaşıkçı’nın nişanlısı 2 Ekim günü Kaşıkçı’yı konsolosluğun dışında 12 saat beklediğini ancak Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıkmadığını anlattı. Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı’ının konsolosluktan ayrıldığı iddiasına karşılık olaraksa Reuters’e şunları söyledi: “Eğer bu doğruysa nerede? Nerede? Eve gittiyse, eve gittim, orada yoktu. Cemal Nerede?”

Ayrıca 3 Ekim günü Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, bir basın toplantısı sırasında “bizim elimizdeki bilgiler söz konusu Suudi vatandaşının hala İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğunda olduğu yönünde” dedi. Türkiyeli yetkililer Suudi Arabistan’ın Türkiye Büyükelçisini dışişleri bakanlığına çağırarak, söz konusu gazetecinin kayboluşu ile ilgili açıklama talep ettiler.

Türkiyeli yetkililer Suudi görevlilerin Kaşıkçı’yı Suudi Arabistan’a zorla geri götürmelerine engel olacak girişimlerde bulunmalıdır. Kaşıkçı, Suudi Arabistan’a zorla geri götürülmesi durumunda, adil olmayan bir yargılamanın ardından, uzun süre hapis yatmak gibi gerçek bir risk altında bulunuyor.

Kaşıkçı’nın düzenli olarak yazdığı The Washington Post’un uluslararı görüş sayfası editörü Eli Lopez, 3 Ekim günü, “Kaşıkçı gazetecilik faaliyetleri ve yaptığı yorumlar nedeniyle alıkonduysa bu büyük bir haksızlık ve akıl almaz bir şey olur,” dedi. 

Kaşıkçı Suudi Arabistan’da yaşarken, hükümet, makalelerinin yayınlanmaması için yıllar boyunca, bir çok kez girişimde bulunmuştu. Kaşıkçı’nın Washington D.C.’de, 10 Kasım 2016 günü yaptığı bir sunumda, Donald Trump’u eleştirmesi üzerine, Suudi Haber Ajansı, Kaşıkçı’nın Suudi hükümetini temsil etmediği yönünde bir açıklama yayınlamıştı.

Muhammed bin Selman’ın 2017 Haziran’ında Veliaht Prens olmasının ardından, Suudi yetkililer, muhaliflere ve karşıt görüşteki kişilere yönelik baskıları tırmandırmışlardı.

Suudi Arabistan 2017 Eylül’ünde onlarca muhalifi, yazarı ve din adamını tutuklamış,  aktivistler, tutuklandığı belirtilen 60’tan fazla ismin bulunduğu listeler dağıtmışlardı. Suudi yetkililer bu isimleri 2018 Eylül’ünden itibaren yargı önüne çıkartmaya başladılar. Söz konusu isimlere yöneltilen suçlamalar büyük ölçüde barışçı bir şekilde dile getirdikleri görüşleri ve siyasi bağlantıları ile ilgili. Yetkililer çok sayıda isim için ölüm cezası talep ediyorlar ki bunların arasında tanınmış bir din adamı olan Selman el Avde de var. El Avde hakkında Katar hükümeti ve Suudi Arabistan’ın terör örgütü olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler ile bağlantıları bulunduğu gerekçesiyle 37 kez ölüm cezası isteniyor.

Suudi yetkililer 4 Kasım günü prenslerin, hükümette halen görev yapan ya da eskiden görev yapmış olan isimlerin ve tanınmış işadamlarının, yolsuzluk suçlamasıyla kitlesel olarak gözaltına alındığı bir kampanya başlatmışlardı. Bunların bir kısmı aylarca Riyad’daki beş yıldızlı bir otelde tutulmuş ve varlıklarını hükümete devretmeye zorlanmışlardı.

Suudi Arabistan Mayıs ayında da kadın hakları konusunda faaliyet gösteren aktivistlere yönelik geniş kapsamlı bir baskı kampanyası başlatmıştı. Bu kapsamda en az 13 kadın ulusal güvenliğin muhafazası bahane gösterilerek gözaltına alınmıştı. Bu kadınlardan dokuzu halen gözaltında bulunuyor.

Uluslararası hukuka göre, bir devletin görevlileri bir kişiyi gözaltına aldıktan sonra, o devlet söz konusu kişiyi alıkoyduğunu inkar eder veya o kişinin nerede olduğunu açıklamazsa, o devlet zorla kaybetmeye yönelik mutlak yasağı ihlal etmiş sayılır.

Whitson “eğer Cemal Kaşıkçı gibi tanınmış Suudiler, sadece ülkeden kaçmak zorunda bırakılmıyor, ayrıca yurt dışında da risk altında kalıyorlarsa, Batılı müttefikler bu zorbaca, hukuk dışı davranışı kınamalıdır, ayrıca yatırımcılar da Suudi Arabistan’da temel insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne bir nebze olsun gösterilen saygının bile bir yanılsamadan öte bir anlam taşımadığının farkında olmalıdır”  dedi.