(Beyrut) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2018 yılının Ocak ayı sonlarında Suriye’nin kuzeyine gerçekleştirdiği üç saldırı sırasında, sivil zayiatı engellemek için gerekli önlemlerin alınmadığı izlenimini edindiklerini söyledi. Söz konusu saldırılarda 17’si çocuk olmak üzere 26 sivil öldü.

Suriye’de Afrin’in kuzeyindeki kırsal bölgeden dağlardan dumanların yükseldiği görülüyor. 15 Şubat 2018. 

© 2018 Reuters

Türkiye 20 Ocak günü Afrin bölgesinde bir askeri saldırı başlattı. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre, Suriyeli Kürtlerin siyasi partilerinden biri olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) kontrolündeki bölgede, aralarında başka bölgelerden kaçarak gelen 125.000 kişinin de bulunduğu 323.000 sivil yaşıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Ortadoğu Direktör Yardımcısı Lama Fakih, “Görüldüğü kadarıyla, Türkiye’nin son saldırısının yürütülüş biçimi nedeniyle, korunmasız siviller yerlerinden edilme ve ölüm tehditi ile karşı karşıya kalmış durumdalar.” diyor. Fakih, “Sivillerin zarar görmesini ya da ölmesini engellemek için gerekli önlemleri almak ve şiddetten kaçmak istedikleri takdirde onlara yardım etmek Türkiye’nin hukuki yükümlülüğüdür.” şeklinde konuşuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Afrin’de, 21, 27 ve 28 Şubat günlerinde gerçekleşen ve aralarında 17 çocuğun da bulunduğu 26 sivilin öldüğü üç saldırıyı araştırdı. Mağdurlar arasında başka bölgelerden kaçarak gelmiş iki aile de vardı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, aralarında hem ilk müdahale görevlilerinin, hem de mağdurların bulunduğu yedi görgü tanığı ile görüştü, onların verdiği fotoğrafları inceledi ve saldırıların gerçekleştiği yerlerin uydu görüntülerini kapsamlı bir şekilde analiz etti.

Türkiye-Suriye sınırı acil tıbbi yardım gerektiren vakalar dışında herkesin geçişine kapalı kalmaya devam ediyor. PYD ile bağlantılı bir kurul olan Kürt Sağlık Konseyi rakamlarına göre saldırının başlangıcından bu yana 150 sivil öldürüldü ve daha yüzlercesi de yaralandı.

20 Şubat günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Afrin şehir merkezini kuşatacağını ve dışarıdan gelen yardımların önünün kesileceğini söyledi. Savaş hukukuna göre, bir çatışmanın tüm taraflarının, insani yardıma ihtiyacı olan sivillere gereken yardımın kesintisiz ve tarafsız bir şekilde ulaşmasına izin vermeleri gerekiyor. Türk medyasında ayrıca PYD’nin silahlı gücü olan YPG’nin de Türkiye’nin Kilis ve Reyhanlı gibi sınır kentlerinde, sivil/savaşçı ayırımı gözetmeyen saldırılarda bulunduğu ve bu saldırılarda, 20 Ocak itibariyle en az yedi sivilin öldüğü yönünde haberler yer aldı. 20 Şubat’ta yerel Suriye medyası, Suriyeli hükümet güçlerinin de Afrin’e konuşlandırıldığı yönünde haberler geçti.

Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Şubat itibariyle 1.715 savaşçının “etkisiz hale getirildiğini” bildirdi. Bu, savaşçıların yakalandıkları ya da öldürüldükleri anlamına geliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri sivilleri veya sivil altyapıyı hedef aldığını ya da vurduğunu reddetti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, 26 Ocak tarihinde Türkiye Savunma Bakanına, sivil ölümleri ile ilgili bulgularını paylaştığı bir mektup yolladıysa da bu mektuba bir cevap alamadı.

Savaş hukuku sivilleri veya askeri amaçlarla kullanıldıkları durumlar dışında sivil yapıları hedef alan saldırıları ve askeri ve sivil hedefler arasında ayırım gözetmeyen saldırıların düzenlenmesini kesinlikle yasaklıyor. Ayrıca saldırıların orantısız da olmaması gerekiyor ki bu da öngörülen sivil zayiatın ve sivil binalarda oluşabilecek hasarın, elde edilmesi umulan somut askeri avantaja oranla aşırı olmaması anlamına geliyor.

Askeri bir hedef gözetilirken sivillerin maruz kalacağı riski değerlendirmek ve sivil zayiatı en aza indirmek amacıyla gerekli önlemleri almak için, hedefin mahiyetini anlamak büyük önem taşır. Her saldırıda, saldıran taraf, sivil zayiatı bertaraf etmek ve her halükarda, tesadüfi sivil can kayıplarını, sivillerin yaralanmasını ve sivil binaların hasar görmesini en aza indirmek için alınabilecek tüm önlemleri almak zorundadır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, eğer Türkiye 21, 27 ve 28 Ocak günleri hedef aldığı bölgelerde yaşayan sivillerin varlığını tespit edemediyse, bu durum Türkiye’nin bir hedefin yakınlarında sivillerin bulunup bulunmadığını nasıl tespit ettiğine ve sivillerin zarar görmesini engellemek için alınabilecek tüm önlemleri alıp almadığına ilişkin ciddi kaygılar doğuruyor.

Türkiye bu saldırıları etraflıca soruşturmalı, bu soruşturmanın sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmalı ve sivil mağdurların veya ailelerinin zararlarını uygun bir şekilde tazmin ve telafi etmelidir. Türkiye, ayrıca bu saldırılardan kaynaklanan uluslararası insancıl hukukun ihlallerinden sorumlu olan kişilerden hesap sormalıdır.

Fakih, “Eğer Türkiye Suriye’de sivillere zarar vermek istemediği konusunda ciddiyse, bu yönde daha fazla çaba harcaması gerektiği açıktır. Bu çabalar, sivillerin ölümüne neden olan saldırıları soruşturmayı ve bu soruşturmanın sonuçlarını kamuoyuna açıklamayı da içerir.” şeklinde konuşuyor.

28 Ocak
Dört görgü tanığına göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 28 Ocak günü, öğle saatlerinde gerçekleştirdiği bir hava saldırısında, Küpeli/Jalbal olarak da bilinen Kobla köyü yakınlarında, Kinno ailesinin yaşadığı bir grup çadırın üstüne dört mühimmat atıldı. Saldırıda beşi çocuk en az sekiz sivil öldü. Tanıklara göre saldırıda ölen herhangi bir savaşçı olmadı.

Saldırıdan yaralı olarak kurtulan Abdullah Kinno İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne ailenin başka bir bölgedeki şiddetten kaçarak Küpeli’ye yerleştiğini ve ilk roket düştüğünde aile üyelerinden bazılarıyla birlikte çadırın içinde olduğunu anlattı:

Bir uçak vardı, sesini çadırın içinden duyabiliyorduk. Sonra ilk roket hemen yanımıza düştü. Ailemizden on bir kişi öldü. En küçüğü dört aylıktı. Beyni elime geldi. Çok büyük bir patlamaydı, her yer toz toprak olmuştu ve hangi yana baksam ölmüş ya da yaralanmış bir çocuğumu görüyordum. Tüm hayatım parça parça etrafıma saçılmıştı.

Hem Kinno hem de oğlu dört mühimmattan üçünün aralarında takriben 15 metre bulunan çadırlara, dördüncüsünün de ailenin arabasına isabet ettiğini söylediler. Her ikisi de civarda askeri bir faaliyetin veya askeri hedeflerin bulunmadığını ve çadırların dışındaki faaliyetlerin sivil nitelikte olduğunun açıkça belli olduğunu anlattılar:

Askeri hedef filan yoktu. Hiç ama hiçbir şey yoktu. Önceden hava saldırıları tam hedefi buluyor derdik ama dışarıdaki keçileri, çocukların oynadığını görmüş olmaları lazım. Çok şaşırdım ve şoke oldum. Tüm ahali şoke oldu. Bunlar daha çocuk.

Afrin Hastanesi’nden Dr. Juan Muhammed ilk müdahale ekibinin olay mahaline saldırıdan kısa süre sonra gittiğini anlattı:

Orada taşlar bile erimişti, çok kuvvetli bir vuruştu. Taş bile un ufak olmuştu. Yerle bir olmuş çadırlar ve bir kaç ev vardı ve [ölenlerin] kim olduklarını bilmiyoruz. Paramparça oldukları için kimliklerini tespit edemedik. Tespit edebildiğimiz tek kişiyi de elbiseleri ve izleri sayesinde tespit edebildik. Oraya bir el, buraya bir ayak saçılmıştı ve cesetlerden geriye pek bir şey kalmamıştı.

Dr. Juan Muhammed, bildiği kadarıyla, saldırının yapıldığı yerin civarlarında herhangi bir askeri hedef bulunmadığını söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 1 Aralık 2017 günü kaydedilmiş uydu görüntülerini inceledi ve sivil bir kamp yerinin varlığı ile tutarlı en az beş adet yarı-sabit çadır şeklinde barınak tespit etti. 29 Ocak sabahı kaydedilmiş uydu görüntülerinde ise tüm barınak yapılarının tahrip edilmiş olduğu ve havadan atılan en az dört mühimmatın patlaması ile tutarlı çarpma kraterleri görülüyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Kürt Kızılayı’nın ilk müdahale ekibi tarafından hava saldırısı sonrasında olay mahallinde çekilmiş fotoğrafları da inceledi ve 29 Ocak 2018 günü kaydedilmiş uydu görüntüleri ile birebir örtüşen özellikler tespit ederek, fotoğrafların çekildiği tarihi ve yeri teyit etti. Fotoğraflarda tahrip olmuş binalar, geniş bir alana yayılmış küçük taşıt araçları ve çiftlik ekipmanı ve bir çocuk bisikleti kalıntısı gibi kişisel eşyalar görülüyor. Uydu görüntüleri ve fotoğraflardan hareketle bu kampın yakınlarında askeri mevzilerin ya da yapıların görülmediği, kampın ıssız bir bölgede yer aldığı görülüyor ki, bu da kurtulanların anlatıları ile uyumlu.

27 Ocak

İlk müdahale ekibi ve doktorlar, 27 Ocak günü sabaha karşı saat 2:00’de Afrin bölgesindeki Mabatlı'da bulunan bir eve Türkiye güçleri tarafından açılan topçu ateşinde, başka bir bölgeden kaçmış bir ailenin yedi üyesinin öldüğünü, saldırıda ölenler arasında herhangi bir savaşçının olmadığını söylediler.

Olay mahalini saldırıdan sonra ziyaret eden bir aktivist bölgedeki evlere üç top mermisinin isabet ettiğini söyledi. Mermilerden birinin doğrudan başka bir bölgeden kaçmış ailenin yaşadığı eve isabet ederek altı kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına yol açtığını anlattı. Söz konusu aktivist İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne odada çektiği fotoğrafları da verdi. Fotoğraflarda, sivil yerleşim yeri olduğu açık olan bir bölgede yer alan evin büyük ölçüde hasar gördüğü görülüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü saldırının gerçekleştiği yerin civarında herhangi bir askeri hedefin varlığını tespit edemedi.

Ölü ve yaralıları Afrin Hastanesi’nde kabul eden Dr. Mohammed, ilk müdahale ekibinin ilk olarak dört ceset çıkarttığını, ertesi gün iki cesete daha ulaştığını söyledi. Dr. Muhammed 19 yaşındaki bir kızın saldırıdan hafif yaralarla kurtulduğunu, ancak hastane personeli kendisine ailesinin öldüğünü söylediğinde kızın kalp krizi geçirip öldüğünü anlattı.

21 Ocak
21 Ocak günü öğle saatlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri Afrin kentinin doğusundaki Jalbul beldesindeki bir tavuk çiftliğine hava saldırısı düzenledi. Üç görgü tanığı saldırıda, aralarında çocukların da bulunduğu en az 11 sivilin öldüğünü anlattılar. Tanıklar saldırı sırasında ne bölgede askeri bir mevcudiyetin bulunduğunu ne de çiftliğin askeri bir tesis olduğunu söylediler.

Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün incelediği uydu görüntülerinde, çiftliğin kuzey sınırı boyunca uzanan ve Afrin kentinin doğusundaki, daha büyük bir güvenlik amaçlı mimari ağın parçası olan geniş bir güvenlik siperi ve toprak seki görülüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, uydu görüntülerini inceledikten sonra, siperlerin kullanım amacı ile ilgili daha fazla bilgi istemek veya olay mahallinin geçmişte askeri amaçlarla kullanılmış olup olmadığını belirlemek amacıyla tanıklara ulaşmayı başaramadı.

Kocası ve yedi çocuğu ile tavuk çiftliğinde bulunan bir kadın, saldırı gerçekleştiğinde çiftlikte çalışmakta olduklarını anlattı:

Öyle korktum ki, öleceğim sandım. Hiç durmadan roket yağıyordu. Kızımı arıyordum ve yerde yattığını görünce öldü sandım. Onu molozların arasından yol boyunca taşıdım. Evim yerle bir olmuştu, çocuklarımın her şeyi yok olmuştu — hiç bir şey kalmamıştı. Elbiseler bile yanmıştı.

Kadın 7 yaşındaki oğlunun saldırıda öldüğünü ve kendisiyle birlikte 20 yaşındaki kızının da yaralandığını anlattı. Kadınla kızı tedavi için Afrin hastanesine götürülmüşler.

Kürt Kızılayı’nda ilk müdahale görevlisi olan Henif Hassan, saldırının haberinin ekibe öğleden sonra bir ila iki sularında ulaştığını söyledi:

İlk olarak 11-12 yaşlarında bir oğlan çocuğu bulduk. Yaralanmıştı ama yürüyebiliyordu. Ona etrafta başka kimsenin olup olmadığını sorduk ama ilk başta konuşamadı. Molozların altından hafif bir ses geldiğini duyduk. Oradan çıkarttığımız İsmail isimli çocuk ambulansta benimle birlikteydi ve bana olanları anlattı. Uçağın bulundukları yeri üç kez vurduğunu söyledi. Haftada üç dört gün çiftlikte çalışıyorlarmış. Yumurtaları toplayıp, pazarda satılmak üzere kamyonetlere taşıyorlarmış.

Hem kadın hem de Hassan çiftliğin civarında askeri mevcudiyete veya operasyonel tesislerin varlığına işaret edebilecek herhangi bir şey bulunmadığını söylediler. Hassan şunları anlattı:

Oraya gittiğimizde karşılaştığımız manzara tarif edilemeyecek kadar feciydi. Büyük bir çiftlikti. Bir bina bütünüyle yerle bir olmuştu. Düzlük bir araziydi, arazinin bir tarafında selvi ağaçları, diğer tarafında da buğday tarlaları vardı. Askeri mevcudiyetin ya da silahlı bir grubun varlığına işaret eden bir şey yoktu. Civarda yumurta taşıyan iki Hyundai kamyonet de vardı, onlar da vurulmuştu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 29 Ocak tarihli uydu görüntülerini inceleyerek saldırının gerçekleştiği mahali, tanıklar ve ilk müdahale görevlileri tarafından verilen fotoğraflarla eşleştirdi. Uydu görüntüleri çiftliğin havadan atılan en az altı hassas güdümlü mühimmat tarafından vurulduğu ve çiftlik kompleksindeki bir bina dışındaki tüm binaların tahrip edildiği bilgisini doğruluyor. Uydu görüntülerinde, ayrıca, çiftlik kompleksinin Afrin kentinin doğusundaki daha geniş bir güvenlik mimarisi ağını oluşturan büyük bir güvenlik siperinin ve toprak sekinin hemen yanında yer aldığı görülüyor ki, bu da yakınlarda askeri bir hedef bulunabileceği ihtimaline işaret ediyor.

Hukuki Standartlar

Savaş hukuku, sivilleri veya askeri amaçlarla kullanıldıkları durumlar dışında sivil yapıları hedef alan saldırıları kesinlikle yasaklıyor. Savaş hukuku ayrıca askeri ve sivil hedef ayırımı yapmayan saldırıları ve sivil zayiatın ve sivil binalardaki hasarın, elde edilen askeri avantaja kıyasla aşırı olduğu orantısız saldırıları da yasaklıyor. Çatışmanın tüm tarafları sivil zayiatını bertaraf etmek ve her halükarda, tesadüfi sivil zayiatını, sivillerin yaralanmasını ve sivil nesnelerin hasar görmesini en aza indirmek için mümkün olan tüm önlemleri almak zorundadır.

Ayırım gözetmeyen ve orantısız saldırılar gibi, sivil zayiatını en aza indirmek için alınabilecek tüm önlemleri almamak da savaş hukukunun ihlali anlamına geliyor. Saldırıların gerçekleştiği mahalin yakınlarında askeri bir hedef bulunsa dahi, sivillerin maruz kalacağı riski değerlendirmek ve sivil zayiatı en aza indirmek amacıyla gerekli önlemleri almak açısından, hedef alınan binaların/tesislerin mahiyetini anlamak büyük önem taşıyor.