Taner Kılıç, Uluslararası Af Örgütü yönetim kurulu başkanı. 

© 2017 Amnesty International
(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada, Türkiye’de bir ağır ceza mahkemesinin 1 Şubat 2018 tarihinde, insan hakları savunucusu Taner Kılıç’ın şartlı tahliye edilmesi yönündeki kararının üstünden daha 24 saat geçmeden, tutukluluğunun devamına karar vermesinin Türkiye’deki yargı sisteminin siyasiliğini ve keyfiliğini ortaya koyduğunu söyledi. Bir avukat ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı olan Taner Kılıç düzmece terör suçlamalarıyla bağlantılı olarak 2017 Haziran’ından bu yana tutuklu bulunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson “Mahkemenin kendi verdiği tahliye kararının üstünden daha bir gün geçmeden ani bir U dönüşü yaparak Taner Kılıç’ı yeniden hapishaneye göndermesi adalete hakarettir” şeklinde konuştu. Williamson “Türkiye makamları Kılıç’a yönelik tüm suçlamaları düşürmeli ve Kılıç’ı derhal serbest bırakmalıdır” dedi.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi 31 Ocak günkü duruşmada Kılıç’ın tahliye edilmesine ve yargılamasına tutuksuz olarak devam edilmesine karar verdi. Ancak, savcının akşam geç saatlerde karara itiraz etmesi üzerine bir üst mahkeme olan 36. Ağır Ceza Mahkemesi Kılıç’ın polis tarafından gözaltına alınmasına karar verdi. 1 Şubat günü, davaya bakan esas mahkeme kendi tahliye kararını bozarak Kılıç’ı yeniden tutukladı.

Kılıç Türkiye hükümetinin Fethullahçı Terör Örgütü olarak adlandırdığı örgüte üye olmakla suçlanıyor. Hükümet 2016 yılında yaşanan darbe girişiminin arkasında Amerika’da ikamet eden Sünni bir din adamı olan Fethullah Gülen’in hareketinin olduğunu iddia ediyor ve bu grubu terör örgütü olarak tanımlıyor. Türkiye’nin yetkili makamları ülkenin aşırı ölçüde geniş terörle mücadele yasalarını kullanarak Gülencilerle bağlantılı olduğu iddiasıyla binlerce kişiyi gözaltına aldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün inceleme olanağı bulduğu 36. Ağır Ceza Mahkemesinin itiraza yönelik kararında, mahkeme savcının itirazını kabul gerekçesi olarak Gülen hareketi tarafından kullanılan güvenli bir mesajlaşma programının Kılıç’ın telefonuna indirilmiş olmasını gösteriyor ve Kılıç’ın Bank Asya’daki hesabı ile İstanbul’da bir insan hakları atölye çalışmasının organizasyonunda oynadığı role atıfta bulunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre bunlardan hiçbiri, bir kişinin tutuklu kalmasına gerekçe teşkil edebilecek, ya da ona suç isnad edilmesini destekleyebilecek nitelikte bir suç fiilinin varlığını gösteren kanıtlara işaret etmiyor.

Kılıç Gülen hareketiyle herhangi bir bağlantısı olduğu iddialarını kesinlikle red ediyor. Kılıç’ın avukatları mahkemeye Kılıç’ın telefonuna söz konusu programın asla indirilmediğini gösteren teknik kanıt sundular.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesinin kurucu üyelerinden olan Taner Kılıç, 2014 yılından bu yana da yönetim kurulu başkanı olarak görev yapıyor. Kılıç ayrıca gerek avukat kimliğiyle, gerekse ulusal sivil toplum kuruluşları ve uzman gruplar içinde mülteci haklarının savunulmasında önemli bir rol oynadı.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesinin direktörünün de bulunduğu diğer 10 hak savunucusu da Kılıç’la benzer suçlamalarla karşı karşıyalar. 2017 Temmuz’unda Kılıç’ın düzenlenmesine yardım etmekle suçlandığı bir atölye toplantısı sırasında polisin gözaltına almasının ardından, söz konusu hak savunucularından sekizi aylarca tutuklu kaldılar. Bu kişiler Ekim ayında tahliye edildi. Ayrıca, sivil toplum çevrelerinin önemli simalarından biri olan ve  barış ve uzlaşma ile ilgili girişimleri ile sanata verdiği destekle tanınan işadamı

Osman Kavala da Kasım ayından bu yana, aralarında darbe girişimine katılma iddiasının da bulunduğu siyasi saikli suçlamar sebebiyle tutuklu bulunuyor.

Williamson “Kılıç’a açılan bu davanın, insan hakları savunucularının denetçiliğine en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde, hak savunucularının çalışmalarını itibarsızlaştırmak için yürütülen siyasi bir kampanyanın parçası olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın” dedi. Williamson “Türkiye mahkemeleri devlet baskısının aracıları gibi hareket etmek yerine, hakları ve hukukun üstünlüğünü savunmalılar” şeklinde konuştu.