Birçok İranlı Türkiye’d;, Ama Ankara BM İran Uzmanının Ülkeye Giriş İzni Vermiyor
December 14, 2012
2009 sonrası baskı operasyonunun İran sivil toplumunu önemli ölçüde etkilediğini. Polisin göstericileri acımadan dövdüğü görüntüler televizyon ve bilgisayar ekranlarından silinmiş olabilir ama birçok İranlı aktivist, evlerini ve ailelerini terk etmek gibi zorlu bir seçim yapmaya devam ediyor.
Orta Doğu direktör vekili Joe Stork

(Beyrut) – İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayınladığı raporda 2009 yılındaki tartışmalı başkanlık seçimini takip eden baskı operasyonlarından bu yana İran’da sivil toplum alanının daraldığını söyledi. Hükümet güçlerinin, çoğunluğu barışçıl olan hükümet karşıtı gösterileri vahşice bastırmasını takip eden üç buçuk yılda, yüzlerce aktivist taciz ve gözaltılar nedeniyle Türkiye ve Irak Kürdistanı’nda, kendilerini bekleyen belirsiz bir geleceğe rağmen geçici sığınma arıyor.

60 sayfalık “Ülkelerini Neden Terk Ettiler: Sürgündeki İranlı Aktivistlerin Hikayeleri” başlıklı rapor hükümet aleyhinde konuştukları için güvenlik ve istihbarat güçlerince hedef alınmış onlarca hak savunucusu, gazeteci, blogcu ve avukatın yaşadıklarını belgeliyor. 2009 seçimlerinden sonra yapılan hükümet karşıtı protesto gösterilerine katılanlardan bazıları, daha önce siyasetle pek ilgili olmamalarına rağmen, kendilerini birden güvenlik ve istihbarat güçlerinin hedefi olarak buldu. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü birçok mülteci ve sığınmacı, Türkiye ve Irak Kürdistanı’ndayken zor koşullar altında yaşadıklarını ve sığınma başvurusu işlemlerinin uzun sürdüğünü anlattı.

“2009 sonrası baskı operasyonunun İran sivil toplumunu önemli ölçüde etkilediğini” söyleyen
İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu direktör vekili Joe Stork, “Polisin göstericileri acımadan dövdüğü görüntüler televizyon ve bilgisayar ekranlarından silinmiş olabilir ama birçok İranlı aktivist, evlerini ve ailelerini terk etmek gibi zorlu bir seçim yapmaya devam ediyor” dedi.

Gerçek anlamda bağımsız hiçbir hak örgütü İran’ın varolan siyasi ikliminde açıkça faaliyet gösteremiyor. Birçok saygın insan hakları savunucusu ve gazeteci ya cezaevinde, ya sürgünde. Diğer aktivistler ise sürekli taciz ve keyfi gözaltılarla karşı karşıya kalıyor.

2009’dan bu yana sığınma ve [üçüncü ülkeye] yerleştirilme için başvuran sivil toplum aktivisti sayısında dikkat çekici bir artış var. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) derlediği verilere göre İranlılar 2009 yılında 44 ülkede 11,537 yeni sığınma başvurusu yapmışken, bu sayı 2010’da 15,185 ve 2011 yılında da 18,128’e yükseldi.

En fazla yeni sığınma başvurusu, 2009 – 2011 yılları arasında, İranlı sığınmacı sayısının %72 oranında arttığı komşu ülke Türkiye’ye yapıldı. Önemli ölçüde İranlı sığınmacının, özellikle de Kürt azınlık grubuna mensup olanların gittiği diğer bir yer de, İran’a yakınlığı nedeniyle Irak Kürdistanı oldu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye ve Irak Kürdistanı’nda mültecilerin olarak bulunan ve siyasi faaliyetlerini hala sürdüren aktivistlerin anlattıklarının, Başkan Mahmut Ahmedinejad’ın ilk göreve başladığı 2005’ten itibaren İran sivil toplumunun yaşadığı akıl almaz baskılara ışık tuttuğunu söyledi.

Türkiye’de ikamet eden sığınmacıların temel kaygıları arasında hareket özgürlüklerinin kısıtlı olması, ikamet harcı sorunu, çalışma izni alamamaları ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin olmaması sayılabilir. Irak Kürdistanı’ndaki sığınmacı ve mülteciler de, siyasi faaliyetlerine devam ettikleri için, sık sık Kürt Bölgesel Hükümeti makamlarının hareket özgürlüklerini kısıtladıklarından, tehdit ve taciz ettiklerinden ve keyfi bir takım düzenlemeler uyguladıklarından şikayetçi oldu.

Türkiye hükümeti  BM İran insan hakları Özel Raportörü Dr. Ahmet Şahid’in sığınmacı ve mültecilerle görüşmek üzere görevli olarak ülkeye girme talebini henüz kabul etmedi. Şahid Mart 2011’deki BM İnsan Hakları Konseyi kararıyla görevlendirildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Ankara’ya, Şahid’in, BM’nin verdiği görevi ifa etmesi için ülkeye girişine, vakit geçirmeden izin vermesi çağrısı yaptı. İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca Türkiye hükümetinin kayıtlı mülteci ve sığınmacıların üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi beklerken rahatça yaşaması ve çalışabilmesini sağlayacak koşulları yaratması çağrısında bulundu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Kürt Bölgesel Yönetimi’nden İranlı mültecilerin güvenlik ve refahını korumalarını ve Irak Kürdistanı’nda mülteci olarak bulundukları süre içinde şiddet içermeyen siyasi ve hak odaklı faaliyetlerine devam edenleri tehdit ve taciz etmekten kaçınmalarını ısrarla talep etti.

“Bölgedeki ülkelerin İran’dan gelen mültecileri koruması ve onlara şefkatle ve onurlarına saygı göstererek muamele etmeleri gerektiğini” söyleyen Stork, “Bölge dışındaki ülkeler de, bölgeyi acilen terk etmesi gereken ve başka hiçbir kalıcı bir sığınma seçeneği olmayan İranlı mültecilere cömertçe yerleştirme fırsatı sağlamalı ve başvurularını hızla işlemelidir” dedi.

Lütfen aşağıdaki vaka örneklerine bakınız.

Rapordan derlenmiş vaka örnekleri

Abbas Khorsandi, blog yazarı ve siyasi aktivist; internette yazılar yayınlayan, az sayıda üyesiyle kayıtdışı bir siyasi parti olan İran Demokrat Parti’nin kurucusu. Grup, İstihbarat Bakanlığı memurlarınınKhorsandi’yi yakalayarak yasadışı parti kurmakla suçladığı Ocak 2005’e kadar çalışmalarını aleni sürdürüyordu. Khorsandi İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne hapiste geçirdiği üç aydan sonra serbest bırakıldığını ve kendine partiyi dağıtması yönünde talimat verildiğini söyledi. Bunu reddederek faaliyetlerine grupla birlikte yeraltından devam etti.

9 Eylül 2007 günü istihbarat ajanları Khorsandi’yi Tahran’ın 140 km. doğusundaki Firuzkuh’ta yakaladı. Evin hapishanesinde yaklaşık üç ay, avukatına ve aile bireylerine erişimi olmadan yaklaşık üç ay tutuldu. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, yakalanmasından kısa bir süre sonra İstihbarat Bakanlığı kontrolündeki Evin hapishanesinin 209. bloğuna nakledildiğini anlattı. Sonunda, İran Demokrat Partisi genel sekreteri sıfatıyla yürüttüğü faaliyetlerle ilgili bir itirafname imzalamaya zorlandı. Bu itirafları temel alınarak “ulusal güvenlik aleyhine hareket etmek” ve “yasadışı örgüt kurmak”la suçlandı.

17 Mart 2008’de Tahran 15. Devrim Mahkemesi’nde yargılanarak sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tahran 36.Devrim Mahkemesi, temyiz başvurusu üzerine 12 Temmuz 2008 tarihinde cezayı onadı. Hapisteyken kalp rahatsızlığı, iç kanama ve diyabet gibi bir takım ciddi sağlık sorunlarından muzdarip olan Khorsandi’ye gereken tıbbi bakım sağlanmadı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, 18 Mayıs 2009 günü 10 günlük bir hastalık izni aldığını ama Yargının geri dönmesini istediği 2009 Ağustos sonuna kadar dışarıda kaldığını söyledi. Ekim 2009’da Khorsandi’nin nakledildiği hastanede doktorlar hapishaneye dönmesi halinde ciddi hayati tehlike altında olacağını söyledi.

Khorsandi sonunda hastalık iznindeyken İran’dan kaçmaya karar verdi. 17 Şubat 2010 günü Irak Kürdistanı’na giriş yaptı ve karısı ile iki çocuğu da Ocak 2012’de yanına geldi. Şimdi ailesiyle birlikte Almanya’da yaşıyor. 

Kürt hakları aktivisti Rebin Rahmani İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, 19 Kasım 2006 günü İran’ın batı eyaletlerinden Kermanşah’ın, aynı adlı başkentinde güvenlik güçleri tarafından yakalandığını söyledi. Kermanşah’ta uyuşturucu bağımlılığı ve HIV enfeksiyonlarının ne kadar  yaygın olduğunu araştırıyordu. Rahmani İstihbarat Bakanlığı’na bağlı gözaltı tesislerinde iki ay tutuldu ve istihbarat memurları tarafından hem Kermanşah, hem İran’ın Kürdistan vilayetinin başlıca şehri Sanandaj’da sorgulandı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne her iki tesiste de fiziksel ve psikolojik işkence altında defalarca sorgulandığını anlattı.

Ocak 2007’de bir devrim mahkemesi Rahmani’yi “ulusal güvenlik aleyhine hareket etmek” ve “devlet aleyhinde propaganda yapmak” suçlarından beş yıl hapis cezasına çarptırdı. Ceza 15 dakika süren ve Rahmani’nin avukata erişiminin olmadığı bir duruşma sonunda verildi. Temyiz sonucu Mart 2007’de ceza iki yıla indirildi.

Rahmani İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne ceza aldıktan sonra da devam eden sorgular sırasında tekrar işkenceye varan fiziksel ve zihinsel kötü muameleye maruz kaldığını ve ayrılıkçı Kürt silahlı gruplarla bağlantısı olduğuna dair sahte itirafa zorlamak için uzun süre tecritte tutulduğunu anlattı. Aile üyelerini gözaltına almakla tehdit eden sorgucular sonunda Haziran 2008’de erkek kardeşini, kendi ifadesiyle kısmen Rahmani’ye baskı yapmak amacıyla, gözaltına aldı.

2008’in ikinci yarısında serbest bırakıldıktan sonra üniversiteden atıldığını öğrenen Rahmani eğitimine devam edemedi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, bir yerel hak örgütü olan İran İnsan Hakları Aktivistleri’ne (İHA) katılmaya karar verdiğini ama yeniden yakalanmamak için sahte isim kullandığını söyledi. Rahmani grup adına mağdurlar ve aileleriyle görüşerek raporlar hazırlıyordu; raporların çoğu hükümetin İran’ın Kürt bölgelerindeki hak ihlalleriyle ilgiliydi. Rahmani ayrıca grubun websitesindeki Kürtçe içerikten de sorumluydu.

Mart 2010’deTahran ve diğer büyük şehirlerde yapılan ve aralarında İHA’nın da olduğu hak örgütlerine yönelik operasyonlar sırasında Rahmani aktif üye olarak tanınmadığı için gözaltına alınmadı. Ama Mayıs 2010’da bazı Kürt siyasi mahkumların idam edilmesini protesto için yapılan yürüyüşe katıldıktan sonra yerel makamlar Rahmani’yi izlemeye başladı. Aralık 2010’da Kürt aktivist Habibullah Latifi’nin idamını protesto amacıyla Sanandaj hapishanesi önündeki gösteriye katılmasından kısa bir süre sonra güvenlik güçleri evini bastı.

Kendisine ve ailesine yönelik tacizler nedeniyle Rahmani Irak Kürdistan’na kaçmak zorunda kaldı ve 6 Mart 2011de BMMYK Erbil bürosuna kaydoldu. Artık Fransa’da yaşıyor.

27 yaşındaki Shahram Bolouri tartışmalı 2009 başkanlık seçimlerisonrası yapılan protesto gösterilerine katıldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, o dönem güvenlik güçlerinin barışçıl göstericilere uyguladığı şiddeti belgelediğini söyledi. Seçim sonrası yaşanan şiddetle ilgili fotoğraf ve videoları yaygınlaştırdı ve çeşitli medya kuruluşlarına tanık ifadeleri temin etti. 2009 seçim faaliyetlerinden önce Bolouri Tahran’da hükümet dışı bir kuruluş olan Kürt Topluluğu’na üyeydi ve diğer sivil toplum örgütleriyle de işbirliği yapıyordu.

23 Haziran 2009’da güvenlik ve istihbarat ajanları Tahran’daki evini basarak Bolouri’yi gözaltına aldı. 45 günü tecritte olmak üzere, yaklaşık sekiz ay Evin hapishanesinde tutuldu. Bolouri İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, genel koğuşa transfer edilmeden önce görevlilerin kendisini İstihbarat Bakanlığı kontrolündeki 209 ve 240 nolu bloklarda tuttuğunu söyledi. Bolouri sorgucuların ve gardiyanların ağır psikolojik ve fiziksel kötü muamele ve işkence yaptıklarını anlattı:

[240. Blok’taki] Tecrit hücrem iki buçuğa bir metre boyundaydı. Penceresiz hücrede bir tuvalet vardı. Gardiyanlar sık sık gelip - sırf bunu yapmaya güçleri olduğu için - bana otur, kalk gibi garip şeyler yapmamı emrediyordu. Bir keresinde biri “Atlet gibisin. İstediğin sporu yapabilirsin. Benim için otur kalk. Yüz defa… ve yüksek sesle say!” dedi. Bir bacağım kırık olmasına rağmen bunu birkaç kez yaptırdı. Çok fena terliyordum ama yıkanmama izin vermiyorlardı. İki hafta sonra aynı adam hücremin kapısını açtı ve “burası neden bok gibi kokuyor” dedi. Gidip duş almamı ve giysilerimi yıkamamı söyledi.

Gözaltına alınmasından yaklaşık altı ay sonra, 16 Şubat 2010 günü Bolouri olağanüstü yüksek bir kefalet bedeli karşılığında - 200,000 USD -  ve ailesinin parayı yatırması haftalarca engellendikten sonra, serbest bırakıldı. Bolouri yetkili makamların ailesine yaptığı mali ve psikolojik baskının kendisinin hapiste çektiğinden daha kötü olduğunu söyledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, tutuklulara ve ailelerine sistematik taciz taktiğinin bir parçası olarak, yetkililerin ailelerden olağanüstü yüksek miktarlarda kefalet talep ettiği çok sayıda vaka tespit etti.

Tahran’daki bir devrim mahkemesi Ekim 2010’da Bolouri’yi “protestolara katılmak ve yabancı yayıncılarla haberleşmek ve haber yaymak yoluyla rejime karşı örgütlenmek ve komplo kurmak” suçundan dört yıl hapis cezasına çarptırdı. Bolouri kararı temyiz etti, ama Haziran 2011’de yargı cezasını dört yıl altı aya yükselten başka bir karar aldı. Bolouri temyiz başvurusunun ardından kendine ve ailesine baskı ve tacizin artmasıyla İran’ı terk etme kararı aldı. 15 Temmuz 2011’de BMMYK’nın Irak’taki saha ofisine iltica başvurusnda bulundu ve halen mülteci statüsünün tanınmasını ve üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekliyor.

Olyaeifard uluslararası basına verdiği röportajlar sırasında bir müvekkilinin idam edilmesiyle ilgili konuştuğu için hapis yattı. Tahran 25. Devrim Mahkemesi Şubat 2010’da “Amerika’nın Sesi dış haberleriyle bir röportaj yaparak İslam Cumhuriyeti aleyhine propaganda yapmak”tan suçlu bularak bir yıl hapis cezası verdi.

Olyaeifard cezasını Mart 2010 – Nisan 2011 tarihleri arasında Evin hapishanesinin 350. bloğunda tamamladı. Müvekkili Behnoud Shojaee17 yaşındayken işlediği iddia edilen cinayet suçu nedeniyle idam edilmişti.

Olyaeifard İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne yetkililerin son birkaç yıldır savunma avukatları üzerindeki baskılarını arttırdığını, seslerini kısmak ve müvekkillerini etkin biçimde temsil etmelerini önlemek için İslam Ceza Kanunu’nun çeşitli hükümlerini kullandıklarını söyledi. Tanınmış savunma avukatlarına karşı, devlet aleyhine propaganda yapmaya ek olarak “halkı endişeye sevketmek amacıyla yalan bilgi yayma” ve hakaret gibi suçlarla giderek daha çok yasal işlem başlatıldı ve avukatlar, hapsedilmelerinin yanı sıra mesleklerini icra etmekten de men edildiler.