VIII. İnsan Hakları İhlalleri
Türkiye Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi [96] , Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi [97] ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi [98] gibi bir dizi insan hakları sözleşmesine taraftır ve Anayasa’nın 90. Maddesi uyarınca Türkiye’de kanun hükmündedir. [99] Bu sözleşmeler ifade ve örgütlenme özgürlüğünü, özgürlük ve güvenlik haklarını, gözaltı ve ceza hukuku bağlamında adil yargılanma hakkını garanti altına alır. Oysa Türkiye, göstericileri ısrarla terör suçlarıyla gözaltına alıp yargılayarak tüm bu hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir. Bu sözleşmeler kanun hükmünde olmasına rağmen, Türkiye’de hiçbir yetkili –ne polis, ne savcılar ne de mahkemeler- devletin Kürt azınlığa yönelik politikalarına karşı çıkan meşru toplumsal eylemler söz konusu olduğunda hukuken bağlayıcı olan insan hakları yükümlülüklerini dikkate almamaktadır.
İfade ve Toplanma Özgürlüğü
Toplanma özgürlüğü sıklıkla ifade özgürlüğünün tipik bir göstergesi olarak görülür ve bu raporda incelenen vakaların da gösterdiği gibi güneydoğu Anadolu’da toplanma özgürlüğünün Kürt siyasi ve kültürel ifade özgürlüğüyle bağlantılı olduğu açıktır. Bu bağlamda, toplanma özgürlüğünün kullanılmasıyla ilgili her türlü düzenleme, müdahale ya da kısıtlama, ifade özgürlüğü ve özgürlük ve güvenlik hakkı gibi diğer haklara da bütünüyle saygı göstermelidir. Polisin her gösteriyi dağıtmak için müdahale etmesi, protesto gösterilerine katılanları yakalaması ve gösterilere katılma eyleminde bulundukları için yargılamaya kalkışması ifade ve toplanma özgürlüğüne müdahale anlamına gelir. Uluslararası hukuka göre bu tür müdahaleler ancak geçerli bir hukuki zemin varsa ve demokratik bir toplumda meşru bir amaç için gerekli ve orantılıysa kabul edilebilirdir. [100]
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çeşitli durumlarda bunu açıkça belirtmiştir:
… toplanma özgürlüğü demokratik bir toplumda temel bir haktır ve böylesi bir toplumun temellerinden birini oluşturur (bkz G v.Federal Almanya Cumhuriyeti [No.13079/87, 6 Mart 1989 tarihli Komisyon kararı, DR 60]; Rai, Allmond ve “Negotiate Now” v. Birleşik Krallık, no. 25522/94, 6 Nisan 1995 tarihli Komisyon kararı, DR 81-A, s.146). Amaçlarından biri kişisel görüşün korunması olan bu hak, dar yorumlanması gereken bir dizi istisnaya tabidir ve herhangi bir kısıtlama yapılacaksa buna neden ihtiyaç duyulduğu konusunda tatmin edici olmalıdır. Sözleşmenin garanti altına aldığı hak ve özgürlüklere yönelik kısıtlamaların “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı” incelenirken Taraf Devletler belli takdir yetkisine sahiptir ancak bu yetki sınırsız değildir… barışçıl bir toplanmaya katılma hakkı o denli önemlidir ki kişi, yasaklanmamış bir gösteriye katıldığı için –hafif disiplin cezaları söz konusu olsa bile – o esnada suç sayılabilecek bir eylemde bulunmadıkça cezalandırılamaz (bkz Ezelin…). [101]
Bu raporda yer verilen davalar ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğünün kısıtlanması, Kürt meselesiyle ilgili gösteri yapanlara ayrımcılık ve orantısız suçlama ve yaptırımlar uygulandığı konusunda ciddi kaygılar uyandırmaktadır. Kürt meselesiyle ilgili gösterilere katılanlar düzenli olarak diğerlerinden daha ağır cezalar alıyor ve bunun sebebi gösteriler sırasındaki davranışları yerine, protesto etmelerinin ardındaki varsayılan niyetler ve ifade ettikleri varsayılan siyasi mesajlar. Bu bağlamda Mahkeme’nin vurgu yaptığı nokta:
Toplanma özgürlüğü ve kişinin görüşlerini gösteriyle ifade etme hakkı demokratik bir toplumun en önemli değerleridir. Demokrasinin özü sorunları açık tartışmayla çözme kapasitesidir. Şiddeti teşvik etmediği ve demokratik ilkeleri reddetmediği sürece –belli görüşler ya da kelimeler yetkililer için ne kadar şok edici ve kabul edilemez olursa olsun ve yapılan talepler ne kadar gayrı meşru olursa olsun- toplanma ve ifade özgürlüğünü bastırmak için önleyici nitelikte geniş kapsamlı tedbirler demokrasiye hizmet etmez ve hatta çoklukla onu tehlikeye atar.
Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, kurulu düzene meydan okuyan ve barışçıl yöntemlerle gerçekleşeceği savunulan siyasi görüşlere, diğer yasal yolların yanı sıra toplanma hakkının kullanılması yoluyla ifade edilme olanağı sağlanmalıdır. [102]
Mahkeme’ye göre, Sözleşmenin 11. Madde ile garanti altına aldığı toplanma özgürlüğünün özünün yitirmemek için, göstericiler şiddet eylemlerine karışmadığı sürece kamu yetkililerinin ve memurlarının barışçıl gösterilere belli bir tolerans göstermesi önemlidir. [103]
Bu raporda yer alan vakalar gibi durumlarda, zanlılara atfedilen siyasi ifadeler nedeniyle daha fazla ceza verilmesi toplanma ve ifade özgürlüğünün haksız yere kısıtlanmasıdır ve Türkiye’nin insan hakları yükümlülüklerinin ihlalidir. Uygulamada, bu vakalarin birçoğunda göstericilerin görüşlerini özgürce ifade etme haklarını kullanmaktan başka birşey yapmıyor. Hükümet suç olmayan bu davranışı, yalnızca gösteriye katılanlara atfettiği niyet nedeniyle (PKK emriyle hareket ettiklerini varsaymak) bir suç haline getiremez.
Kanunilik, Adil Yargılama ve Usule Uygunluk İlkeleri
Taş atmak ve lastik yakmak gibi eylemlerde bulunmuş kişilerin kovuşturularak cezalandırılması ceza kanunu bakımından meşru olabilir. Ancak ifade özgürlüğünü kullanmak ya da düşük oranlı şiddet eylemlerin ötesine geçmeyen fiileri terör suçları olarak addetmek ve cezalandırmak için yasayı geniş anlamda yorumlamak uluslararası insan hakları hukukuna aykırıdır.
İnsan hakları hukuku ve hukukun üstünlüğü, ceza yasasının öngörülebilir ve tahmin edilebilir olmasını gerektirir ve devletlerin tüm adli suçları net olarak tanımlamasını gerektirir. [104] Bu gereklilik Türkiye için bağlayıcı olan insan hakları sözleşme hukuku maddelerinde yer almaktadır ve ceza hukukunun genel bir ilkesidir. [105] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu şöyle açıklamaktadır:
Hukukun üstünlüğünün önemli bir unsuru olan 7.Madde’de belirtilen garanti, 15. Madde’de de vurgulandığı üzere savaş zamanı ya da herhangi diğer bir kamusal aciliyet durumunda değiştirilmesine izin verilmemesi sebeiyle, Sözleşmenin koruma sisteminde önemli bir yere sahiptir. Amaç ve hedefine uygun olarak keyfi yargılama, mahkum etme ve cezalandırmaya karşı etkin koruma sağlayacak şekilde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.
Buna uygun olarak… 7.Madde, daha genel anlamda, suç ve cezayı yalnızca hukukun tanımlayabileceği ilkesini (nullum crimen, nulla poena sine lege) ve ceza hukukunun zanlının aleyhine, örneğin analoji (mukayese) yoluyla, geniş yorumlanmaması gereği ilkesini düzenler. Bu ilkeler bir suçun kanunlarda net olarak tanımlanmış olmasını gerektirir… Dolayısıyla Mahkeme, 7. Madde’de “hukuk”tan söz ederken, tam da Sözleşmenin bu terimin kullanıldığı diğer yerlerde olduğu gibi, yazılı olduğu kadar örf hukukunu da kapsayan bir terim olduğunu ve başta erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gibi niteliksel gerekleri kapsadığını belirtmiştir.[106]
Türkiye’de terörle mücadele yasalarının göstericilere karşı kullanılması genel anlamda uluslararası hukukun açıklık ve kanunilik ilkelerini, özelde de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal etmektedir.
Bu raporda anılan göstericilerin büyük çoğunluğunun tipik ve mantıklı bir “terör” suçu oluşturacak eylemlere karıştığına dair hiçbir kanıt bulunmuyor. Bu protestoculara yöneltilen terör suçları tamamen orantısızdır ve fiilin doğası ve ağırlığına eş değildir. Bu tür göstericiler hakkında sunulan kanıtların esası büyük farklılık gösteriyor ve adil yargılama ve usule uygunlukla ilgili daha fazla kaygıya yol açıyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Türk hükümetine, Türkiye’nin uluslararası hukuki yükümlülüklerini ihlal edilmesi için hukuki zemin hazırlayan bu yasalar bütününü derhal iptal etmeye ya da değiştirmeye davet etmektedir.
BM Özel Raportörü’nin Terör Yasalarının Muğlaklığına Dair Kaygıları
Terörle mücadelede insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesine dair BM özel raportörü Martin Scheinin BM İnsan Hakları Komisyonuna verdiği ilk raporda öncelikle yasaların hukuki kesinlik ilkesi ve net ve açık ifade edilmesi ihtiyacını dile getirmiştir. Devletlere, eylemleri yasalarla nasıl tanımlamaları gerektiğini hatırlatırken şu tarifi yapmıştır: “yasağın çerçevesi şöyle çizilmelidir: kişi yasaya kolaylıkla erişebilmelidir ki yasanın davranışını nasıl kısıtlayacağı hakkında net bir fikir sahibi olabilsin; yasa yeterince net olmalıdır ki kişi davranışını ona göre belirlesin.” Ayrıca, “terör eylemlerinin yasaklanmasında Devletlerin bu yasakların ne olduğu bilgisinin erişilebilir olmasını, kesinlik içerecek şekilde formüle edilmesi, yalnızca terörle mücadele amacıyla uygulanabilmesini, ayrımcı olmamasını ve geriye dönük kullanılmamasını sağlaması önemlidir”. [107]
2006 yılındaki Türkiye ziyaretinin ardından Scheinin özellikle Türk yasalarındaki terör suçları tanımıyla ilgili kaygılarını dile getirdi. Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. Maddesindeki terör tanımıyla ilgili yorumunda, “terör suçları tanımı uluslararası norm ve standartlara, özellikle de Uluslararası medeni ve Siyasi haklar Sözleşmesi’nin (UMSHS) 15. Maddesi’nin gerektirdiği kanunilik ilkesi uygun hale getirilmelidir. Hangi suçların terör suçları sayılacağı daha net tanımlanmalı ve bu bunlar ölümcül fiiller ya da kişilere yönelik ağır şiddet ya da rehin almak gibi fiillerle sınırlı tutulmalıdır [vurgu yazar tarafından eklenmiştir].[108]
Türk Ceza Kanunu’nun 220/6 ve 220/7. Maddeleri (“örgüt adına suç işlemek” ve “bilerek ve isteyerek örgüte yardım etmek”) neyin yasak olduğunu, kişiye davranışlarını nasıl düzenleyeceği ya da kısıtlayacağı hakkında herhangi bir ipucu verecek netlikte olmayan ve son derece muğlak ifade edilmiş kanun hükümlerine çarpıcı örneklerdir. Özel raportör Türkiye’yle ilgili olarak şunları da ifade etmiştir: “Hangi fiillerin terör suçları olduğu tam bir netlikle tanımlandığı takdirde üyelik, yardım ve yataklık ve bazı yetkililerin ‘fikir suçları’ olarak ifade ettiği suçlar terörle mücadele haricindeki nedenler için kötüye kullanılmasının önüne geçilebilir.”[109]Aşağıda incelenen davaların da ortaya koyduğu üzere, Türk Ceza Kanunu’nun 220/6 ve 314/3. Maddelerinin yolladığı 314/2. Maddesi (“silahlı örgüt üyeliği”) tam da özel raportörün dile getirdiği kaygıları barındırıyor.
Her ne kadar Felat Özer davasında Özer’in polise cebir kullanarak direnen bir grubun arasında olduğuna dair delil vardıysa da, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararı gerekçelendirirken Özer’in polise cebir kullanarak direnip direnmediğine ya da şiddet eylemleriyle hayati tehlike yaratıp yaratmadığına odaklanmamış olmasını dikkate almak önemlidir. Kurul bunun yerine gösterilerin, örgütün açıklamaları kanıt olarak kullanılan açıklamaları ışığında PKK’nın talimatıyla ya da kendisi tarafından yapılıp yapılmadığına bakmıştır. Yani, Ceza Genel Kurulu esasen gösterilerdeki bireysel eylemlerle ilgilenmiyordu ve bugüne dek verilen mahkumiyet kalıbına bakıldığında şiddet eylemleriyle ilgili kanıt yalnızca, “silahlı örgüt üyeliği”ne yollayan “örgüt adına suç işlemek” gibi standart suçlamalara ilaveten kamu malına zarar vermek ya da dağılmaya cebir kullanarak direnmek gibi ek suçlamalar getirilmesine yardımcı oluyor.
Daha sonraki davalar da bu gerekçelendirmenin yolunu izliyor. Böylece mahkemeler şiddet fiilleri yerine PKK’nın çağrı yaptığı iddia edilen bir gösteriye katılmış olmayı esas alıyor. Aslında bu raprda belgelenen davaların da ortaya koyduğu üzere bazı mahkumiyet kararları şiddeti teşvik etmediği açık olan, yalnızca ifade özgürlüğü sınırları içindeki kanaatlerin şiddet içermeyen ifadesiyle ilgilidir.
[96]Medeni ve Siyasi Haklar Sözlemesi (MSHS), G.A. res. 2200A (XXI), U.N. Doc. A/6316 (1966), 999 U.N.T.S. 171, 23 Mart 1976’da yürürlüğe girdi, Türkiye 23 Eylül 2003 tarihinde onayladı.
[97] İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi (AİHS), 1950, 213 U.N.T.S. 222, 3 Eylül 1953’te yürürlüğe girdi, Türkiye 18 Mayıs 1954’te onayladı.
[98]Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS), U.N. Doc. A/44/49 (1989), 2 Eylül 1990’da yürürlüğe girdi, Türkiye 4 Nisan 1995 tarihinde onayladı.
[99]1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. Maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir” der.
[100] MSHS 21. Maddesi şöyle der: “Barışçıl bir biçimde toplanma hakkı hukuk tarafından tanınır. Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenliği veya kamu güvenliğini, kamu düzenini (ordre public), sağlık veya ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacı taşıyan, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukuka uygun olarak getirilen sınırlamaların dışında başka hiç bir sınırlama konamaz”. ÇHS 15. Maddesi de çocukların toplanma hakkıyla ilgili benzer bir koruma sağlar. AIHS 11. Maddesi: “1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, … haklarına sahiptir. 2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir.” MSHS Madde 19, AİHS Madde 10 ve ÇHS Madde 13 ifade özgürlüğüyle ilgili benzer garantileri sağlar.
[101]Galstyan v. Ermenistan, 15 Kasım 2007 tarihli karar, Seri No. 26986/03, paras. 114 – 115; Ashughyan v. Ermenistan, 17 Temmuz 2008 tarihli karar, Seri No. 33268/03, paras. 89-90.
[102]Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden v. Bulgaristan, Seri Noları 29221/95 ve 29225/95, para. 97, AIHM 2001-IX.
[103] Bkz e.g. Oya Ataman v. Türkiye, Seri No. 74552/01, paras. 38-42, AIHM 2006; Nurettin Aldemir ve Diğerleri v. Türkiye, Seri Noları. 32124/02, 32126/02, 32129/02, 32132/02, 32133/02, 32137/02 ve 32138/02, para. 46, 18 Aralık 2007;Saya ve Diğerleri v. Türkiye, Seri No. 4327/02, para.46, 7 Ekim 2008.
[104]Kanuni netlik ilkesi Latince bir terimle anılır “nullum crimen, nulla poena sine lege”. Anlamı herhangi bir suç ya da ceza yasalarda net olarak var olmalıdır.
[105]Bkz MSHS Madde 15 ve Manfred Nowak. UN Covenant on Civil and Political Rights. CCPR Commentary (2nd rev. ed.). (BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi. MSHS Yorumu (2. düzeltilmiş baskı)) Kehl am Rhein: Engel, 2005, pp.358 – 362; AIHS 7.Maddesi ve ÇHS 40. Maddesi.
[106]Bkz e.g. S.W. v. Birleşik Krallık ve C.R. v. Birleşik Krallık, 22 Kasım 1995 tarihli kararlar , sırasıyla Seri A Nos. 335-B ve 335-C, paras. 34-36, ve paras. 32-34; K.H.W. v Almanya, Seri No. 37201/97, para. 45, AIHM 2001-II.
[107]Bkz. “Report of the Special Rapporteur for the protection and promotion of human rights and fundamental freedoms in the course of countering terrorism, Martin Scheinin,” (Terörle mücadelede insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesine dair BM özel raportörünün Raporu, Martin Scheinin), 28 Aralık 2005, E/CN.4/2006/98, http://www.coe.int/t/e/legal_affairs/legal_co-operation/fight_against_terrorism/3_CODEXTER/Working_Documents/2006/Sheinin%20E-CN.4-2006-98.pdf (erişim tarihi 8 Eylül 2009).
[108] Özel raportör şu genel kaygısını dile getirmiştir: “Terörle Mücadele Kanunu, terör teriminin aşırı genişlikte uygulanmasına olanak verecek biçimde kaleme alınmıştır. Madde 1, paragraf 1 “terörizm”i esasen amaçlarıyla ilgili olarak tanımlamaktadır. Bu amaçlar arasında Türkiye’nin ‘siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek’ ve Devlet otoritesini zaafa uğratmak” da bulunmaktadır. Bu nedenle bu madde bu amaçlara ulaşmak için kullanılan ve ölümcül ya da kişilere yönelik ağır şiddete varan taktiklerle sınırlı değildir. Aksine, bu hüküm ‘baskı, güç ve şiddet, terör, sindirme, yıldırma ya da tehdit [vurgu yazar tarafından eklenmiştir] içeren her türlü file uygulanabilir niteliktedir.” A/HRC/4/26/Add.2, http://daccessdds.un.org/doc/UNDOC/GEN/G06/149/42/PDF/G0614942.pdf?OpenElement, 16 Kasım 2006 (erişim tarihi 8 Eylül 2009).
[109]Ibid.







